Tiroid kanseri

Tiroid kanseri, doğru tanı ve tedavi uygulandığında, tedavi başarısı yüksek bir hastalık. Tiroid bezinin başlıca 4 farklı tipi olduğundan, tedavi şekli hastalığın tipine göre değişiyor.

  • Nedir?
  • Tiroid kanseri türleri ve tedavileri
  • Tiroid ameliyatı sonrası aynı gün taburcu olunuyor
  • Guatr nedir?
  • Belirtileri neler?
  • Tanı yöntemleri neler?
  • Tümör ne zaman şikayete yol açar?

Tiroid bezindeki hücrelerin kansere dönüşmesiyle oluşan bir kanser türüdür. Tiroid kanserleri genellikle boyunda bir kitle veya tiroid bezi içinde bir nodül olarak görülür. Nodül; bir bezelye tanesinden bir ceviz büyüklüğünde olabilen, hücrelerin kümeleşerek topluluklar yaratmasıyla oluşan hastalığa verilen isim. Soğuk (hormon salgısı olmayan) ve sıcak (hormon salgılayan) olarak ayrılabiliyor. Ciddiye alınması gereken tipi, sıcak değil soğuk olanı. Çünkü bunlarda yaklaşık yüzde 15 kanserleşme ihtimali bulunuyor. Bu yüzden özellikle soğuk nodülü olanların vakit kaybetmeden iğneyle tiroid biyopsisi olması gerekiyor. En doğrusu, biyopsinin bu konuda uzmanlaşmış sağlık kuruluşlarında, uzmanlar tarafından yapılarak, sonrasında yine aynı kurumdaki sitoloji veya patoloji uzmanlarınca mikroskop altında okunmasıdır. Biyopsi yapılmasının nedeni ise nodülde kanser olup olmadığının saptanabilmesidir.


Tiroid bezinde başlıca 4 tip kanser görülüyor.

1.Papiller Tip: Tiroid kanserlerinin yüzde 80’i, papiller tiptir. Bu tipteki kanserler genellikle 20-50 yaş arasında ortaya çıkıyor. Kadınlarda görülme oranı erkeklere göre 3 kat daha fazla. 14 yaşından küçük çocuklarda en sık görülen tiroid kanseri tipidir. Genellikle uzun yıllar (bazen 30 yıl) hiç büyümeden 1 cm’nin altında kalarak belirti vermeyebiliyorlar. Başka bir sebeple örneğin guatr veya hipertiroidi nedeniyle bezin ameliyatla çıkartıldığı durumlarda tesadüfen bulunma oranları çok yüksek.

Bu tipteki kanserlere Türkiye nüfusun yüzde 2’sinde rastlanıyor. Üstelik kişiler, hasta olduklarını da bilmiyorlar. Japonya, Finlandiya gibi bazı ülkelerde görülme oranı halkın yüzde 30’una denk geliyor ki, bu çok yüksek bir orandır. Sonucun yüksekliği; çok miktarda deniz ürünü yenmesi ve bununla alınan aşırı miktarda iyodun tiroid bezinde iltihaplanmaya ve bu iltihap zemininde kanser çıkmasına bağlanıyor.

Ancak son yıllarda check-up programları sırasında hassas ultrasonografi aletleri ile tetkik sırasında saptanma oranları sıklaştı.

Tedavisi: Cerrahi yöntemle tedavi ediliyor. Tiroid bezi tamamen çıkarılıyor (total tiroidektomi). Hastada ameliyat sonrası, eğer 10 mm’den küçük bir “mikrokanser” varsa, tiroid hormonu verilmesinden başka bir tedavi uygulanmıyor. Kanserin lenf bezlerine atlaması, kanserin tiroidi çevreleyen kapsüle gelmesi ve kanser çapının 10’mm den büyük olması durumlarında ameliyattan 6 hafta sonra radyoaktif iyot tedavisi uygulanıyor.

Bu tedavi hastalığın gerek lokal olarak boyunda, gerek uzak metastaz şeklinde geri gelmesi olasılığını azaltıyor. Hastaların boynunda lenf bezi tutulumu olduğu takdirde; tiroid ile birlikte lenf bezlerinin de bir blok halinde çıkartılması gerekiyor. Eğer bu durumdan ameliyat öncesi şüpheleniliyorsa, lenf düğümü hiçbir şekilde cerrahi olarak çıkartılmıyor. Bu aşamada, gerekiyorsa iğne biyopsisi ile tanı konuyor, doku bütünlüğü bozulmadan hastanın tiroid bezi, lenf bezleriyle birlikte çıkarılıyor. İşte bu ameliyata total tiroidektomi+modifiye radikal veya fonksiyonel boyun lenf disseksiyonu ameliyatı adı veriliyor.
Hastaların takibi TSH değerleri ve Tiroglobulin değerleri ile yapılıyor. TSH hastanın aldığı hormon miktarını gösterirken Tiroglobulin değerinin “0” civarında bulunması hastalığın tedavi edilmiş olduğunu gösteriyor. Ancak bazı hallerde Tiroglobulin değeri yükselmeden de hastalığın geri gelmesi mümkün. Hastaların yüzde 90’ı başarılı bir tedavinin ardından normal sağlıklı hayatlarını sürdürüyorlar.

2. Folliküler Tip: Bu gruptaki hastalar, daha çok 40–60 yaş arası kadınlar. Tiroid kanserlerinin yüzde 10’unu oluşturuyorlar. Folliküler kanserler, tiroid kanserleri içinde tanısı en zor konan grup. Zira bu grupta gerek ameliyat öncesi yapılmış olan ince iğne biyopsisinde gerek ameliyat sırasında yapılan dondurarak hızlı incelemede (frozen section) lezyonun bir kanser olup olmadığını anlamak mümkün değil. Çünkü bu türde kanser olup olmadığını anlamak için; normal yapıdaki hücrelerden oluşan bu kitleyi çevreleyen kapsülün, herhangi bir yerinde, hücrelerin, bu kapsülü delip dışarı çıkıp çıkmadığının görülmesi gerekiyor.

Kapsülün bu şekilde bir istilası durumunda folliküler kanser, kapsülün sağlam kalması halinde iyi huylu folliküler tümör tanısı konuyor.

Tedavisi: Tedavileri papiller tipte olduğu gibi, total tiroidektomi ve istila yapmış kanser durumunda tümör büyüklüğü ne olursa olsun ameliyat sonrası radyoaktif iyot tedavisidir. Hastaların yüzde 80’i başarılı bir tedavinin ardından normal sağlıklı yaşamlarını sürdürebiliyorlar.

3. Medüller Tip: Genetik geçiş gösteren ailevi tipleri 1-20 yaş arasında görülürken, ailevi olmayanlar 40 yaşından sonra ve genellikle lenf metastazı yapmış olarak ortaya çıkıyor. Tiroid kanserlerinin yüzde 5’ini oluşturuyorlar.

Tedavisi: Total tiroidektomi (tiroidin tamamen çıkarılması) ve tümörün olduğu tarafa lenf disseksiyonu yapılması şeklindedir. Bu tipte ameliyat sonrası radyoaktif iyot kullanılmıyor çünkü tümörün çıktığı hücre, diğer tiroid hücrelerinden farklı olduğundan iyot tutamıyor. Takiplerinde kanda kalsitonin değeri ölçülüyor. Hastaların yüzde 60’ı başarılı bir tedavi ardından sağlıklı yaşamlarını sürdürüyorlar.

4. Anaplastik Tip: Bu tip, tiroid kanserlerinin yüzde 5’ini oluşturuyor. Genellikle 60 yaş sonrasında ve uzun yıllar tedavisiz kalmış papiller veya folliküler kanserlerin birden biyolojik davranışlarını değiştirerek hızla büyümeye başlaması ile oluşuyor. Bu durumda cerrahi yöntemler uygulanamıyor. Ancak hastayı rahatlatma amacıyla ile boyuna, radyoterapi tedavisi yapılıyor.

Cerrahide minimal yaklaşım uygulanan hastaların aynı gün eve dönebilmeleri mümkün. Klasik yöntemle tedavi edilenler ise 1 gece hastanede yatıp 24 saat olmadan evlerine dönebiliyorlar. Ameliyat sonrasında tiroid hormon ilaçlarına başlayan hastaların tiroidi, sağlıklı çalışan herhangi bir insandan farklı olmuyor.

Tiroid bezine bağlı gelişen 3 hastalık söz konusudur. Guatr, tiroid iltihaplanması ve tiroid kanseri. Tiroid bezi hastalıkları içinde en sık görülen ise guatr. Araştırmalar toplumun yüzde 60’ında, başlangıç halinde guatr hastalığı bulunduğunu gösteriyor. Türkiye’deki her 100 kişiden 30’unun guatr riski altında olduğu ise bilinen başka bir gerçek. Hastalıkta cinsiyet farklılığı da önemli. Cinsiyet dağılımına bakıldığında, kadınlar erkeklere oranla 5 kat daha fazla risk altındalar. Tiroid hacim olarak içinde bir veya birden fazla yumrular şeklinde de büyüyebiliyor. Buna tıp dilinde verilen isim; “Nodüler Guatr”. Guatr oluşmasına yol açan etkenin iyot eksikliği olduğu biliniyor.

Guatr; boyunda şişlik, yutkunma güçlüğü, nefes almada zorluk, sinirlilik, yorgunluk, kilo artışı, saçlarda zayıflık ve cilt kuruluğu şeklinde belirti veriyor, Fazla büyüdüğü zaman dışarıdan bakıldığında bile anlaşılabiliyor.

Tiroid bezinin hormon dengesinin bozulması, metabolizmayı ciddi oranda etkiliyor. Tüm organ sistemleri, kan kolesterol seviyesi, osteoporoz gelişimi ve cinsel yaşantı ve istek üzerinde de etkili.

Küçük guatrlarda teşhis elle muayenenin ardından, kanda T3, T4, TSH seviyeleri ve tiroid sintigrafisi testleri yapılabiliyor. Tiroid bezinin büyümesi hassas bünyeli kişilerde boğazda yumruk şeklinde büyümelere neden olabiliyor. Bu durum, nodülleşme olarak tanımlanıyor. Doğru ve modern şekilde tedavi edilmeyen guatr hastalarının ileriki yıllarında, nodülleşme açığa çıkabiliyor. Nodüllerde kanser oranı, yüzde 5. Ancak tiroid kanserine yakalanan hastaların yüzde 95’i normal yaşantılarını sürdürebiliyorlar.

Eğer kişi guatrdan şüpheleniyorsa öncelikle endokrinoloji yani hormon hastalıkları uzmanına başvurmalı. Hastalık çoğu zaman bir ekip çalışmasını gerektiriyor. Çünkü muayeneden sonra radyologların yapacağı ultrasonografik incelemenin ardından, bir iğne biyopsisi ile parça alınması ve yorumlanması ihtiyacı doğabiliyor.

Tiroid nodüllerinin teşhisinde kullanılan ‘ince iğne aspirasyon biyopsisi’ sonucunda şüpheli olan ve kanser teşhisi konmuş hastalar ameliyat ediliyor. Ameliyat; takip sırasında, iyi huylu olduğu bilinen nodülü boynunda rahatsızlık verecek kadar büyüyen hastalara öneriliyor.

Tümörün şikayete yol açmaya başladığı büyüklük, genellikle 3-3.5 cm. Bu ölçülerdeki tümör yaklaşık pinpon topu boyutlarına ulaşmış oluyor. Bazı durumlarda kişinin bunu fark etmesi zordur. Doktor fark ettikten sonra nodül iyi huyluysa 3-3.5 cm’e kadar beklenmesine gerek kalmıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Erken Tanı Kansere Yaklaşım Tedavi Yöntemleri İleri Teknoloji Kanser Türleri ve Tedavi Yöntemleri Genel Bilgiler