Pankreas kanseri

Hastalığın erken dönemde verdiği belirtiler genellikle mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissi, iştahsızlık olarak sıralanıyor. Ancak bu belirtiler pek çok hasta ve doktor tarafından basit bir mide şikayeti gibi değerlendirildiğinden hastalığın erken tanılanma ihtimali düşüyor.

  • Nedir?
  • Kimlerde görülüyor?
  • Belirtileri neler?
  • Tanı yöntemleri neler?
  • Nasıl tedavi ediliyor?
  • Risk faktörleri neler?

Pankreastaki sağlıklı hücreler anormalleştiğinde ve çok hızlı çoğalmaya başladığında pankreas kanseri gelişiyor. Gelişen bu anormal hücreler, pankreasta tümör olarak adlandırılan bir kütle oluşturuyorlar. Bu tümörlerden kötü huylu (malign) olarak nitelendirilenlerin içinde en sık görülenleri; adenokarsinom olarak bilinen ve sindirim enzimlerinin üretiminde yer alan hücrelerden köken alan tümörler. Bu hücreler sindirim ve pankreas sıvısının içinden aktığı pankreas kanalının yüzeyini kaplıyorlar. Kanser, adacık hücrelerinde de oluşabilir ancak bu, daha seyrek görülen bir durum. Pankreas kanalı hücrelerinin kanseri, genellikle pankreas kanseri ya da pankreas adenokarsinomu olarak adlandırılıyor.

Pankreas kanseri genel olarak 40-60 yaş arasında daha sık görülüyor.

Hastalık çoğunlukla müphem bulgular ile başlıyor. Karın üst bölümünde mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissi, iştahsızlık erken dönemde hastaların hemen tümünde görülen ortak belirtiler. Genel olarak bu dönemde yakınmaların hem hastalar hem de doktorlar tarafından fazla önemsenmediği ve basit mide yakınmaları olarak değerlendirildiği biliniyor. Ancak bazı durumlarda aniden ortaya çıkan şeker hastalığı, pankreas kanserinin erken bulgusu ve uyarıcısı olabiliyor. Ailesinde şeker hastalığı öyküsü olmayan hastalarda böyle bir tablonun ortaya çıkması, dikkat çekici olarak değerlendiriliyor.
Safra taşı veya alkol kullanımı gibi bir etken yokken geçirilen pankreatit atağı da yine, pankreas kanserinin ilk bulgusu olabiliyor. Hastalığın ilerlediği dönemlerinde; şiddetli karın ve sırt ağrısı, sarılık, kilo kaybı, karında şişlik gibi bulgular ortaya çıkıyor. Ne yazık ki.bu bulgular hastalığın tedavi sınırlarını geçtiğinin de göstergesi olarak kabul ediliyor.

Kanser tanısında, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılıyor. Hastaların kan testlerinde; CA 19 9 ve CEA gibi tümör belirteçleri çoğunlukla yüksek çıkıyor. Safra yolunun tıkandığı hastalarda ise bilirubin değerleri ve karaciğer fonksiyon testleri yüksek bulunabiliyor. Görüntülemede kullanılan yöntemler ise; ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans. Bu yöntemler ile hastalık büyük oranda saptanabiliyor. Ağır sarılığı olan hastalarda tedavi hazırlığı yapılırken safra yoluna stent konması gerekliliği doğabiliyor.
Tedavide öncelikli yöntem, cerrahi olarak tümörün çıkarılması. Ameliyat sonrası dönemde kemoterapi ve radyoterapi neredeyse hastaların tümünde ihtiyaç haline geliyor. Tümörün cerrahi olarak çıkarılmasının mümkün olmadığı lokal ileri evrede kemo-radyoterapi ile kitle boyutlarında küçülme sağlanarak cerrahi şansı elde edilebiliyor. Hastalığın karaciğer gibi uzak organlara yayılım gösterdiği durumlarda ise uygulanan tek yöntem; kemoterapi.

Pankreas organ olarak karın arka duvarında yerleşmiş ve birçok kan ve lenf damarının akım yolu üzerinde yer alıyor. Bu nedenle tedavi sonrasında hastalığın nüks olasılığı yükseliyor. Tedavi edilen hastaların ortalama olarak 3 yıl içinde yeniden bu hastalık ile karşılaşmaları mümkün. Uzun vadeli başarı oranlarının artmasının ancak daha etkili kemoterapi ajanlarının bulunması ve kullanılması ile mümkün olacağı tahmin ediliyor.
Henüz, hastalığa neden olan kesin bir faktör bilinmiyor. Ancak sigara içenlerde riskin yükseldiği biliniyor. Bunun dışında aile öyküsü, genetik faktörler ve bazı mutasyonların hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı saptanmış durumda. Kronik alkol kullanımı da suçlanmış ancak bu, ispat edilmiş değil.

 

 

 

 

 

 

Erken Tanı Kansere Yaklaşım Tedavi Yöntemleri İleri Teknoloji Kanser Türleri ve Tedavi Yöntemleri Genel Bilgiler